• Diyarbakır 20 °C
  • Batman 17 °C
  • Şırnak 15 °C
  • Stockholm 16 °C
  • Van 13 °C
  • Mardin 16 °C

Kurdistan örnek bir devlet olabilir

Abit Gürses

Bu başlık kimilerine iddialı gelebilir ama artık başta Güneyliler olmak üzere, bütün Kurdistanlı’ların üzerinde tartışacağı temel gündem maddesi, Güney’in devletleşme meselesidir.

Bir parantez açarak yazının başında belirtmekte yarar var. Bu yazı biraz uzun oldu. Bölümler halinde yayınlamayı düşündüm ama konular iç içe olduğu için ayırmak yazının bütünlüğünü bozabilirdi, onun için tek parça olarak yayınlamayı doğru buldum.

Güney Kurdistan bağımsızlığını ilan edip, Ortadoğu’nun ortasında örnek bir devlet olabilecek mi?

Devletle/devletsizlik arasında gidip gelen Güney’in bu günkü müstesna statüsü, bağımsız bir devlete dönüşebilecek mi?

Politik partilerin (KDP, YNK) yönetiminden, hükümet, devlet yönetimine geçilebilecek mi?

Politik partilerin askeri güçleri, devletin savunma kuvvetlerine dönüşebilecek mi?

Politik partilerin istihbarat ve emniyet teşkilatları, devletin istihbarat ve emniyet teşkilatlarına dönüşebilecek mi?

Bu gün mevcut hukuk ve adli sistem, bağımsız bir devlet için elzem olan bir niteliğe kavuşabilecek mi?

Politik partilerin mali faaliyetlerine son verilebilecek mi?

Şeffaf bir bütce ve mali denetim/kontrol mekanizmaları oluşturulabilecek mi?

Kısacası Güney devletleşebilecek mi? Devletleşebilirse, nasıl bir devlet olacak?

Henüz kurulmamış bir devlet üzerine bir tartışmayı erken, lüks ve gereksiz bulanları, Kurd siyaset piyasasında görünüp, içten içe ettikleri laflara, yaptıkları işlere inanmamakla kalmayıp, Kurdistan’ın devletleşebileceğine inancı ve güveni olmayanları, umutsuzluk yayanları, bezginleri, siyasi bezirganları bir kenara koyarak; Bu konuyu her yönüyle ele alıp, tartışmanın zamanıdır.

Elbette bu konunun asıl muhatapları ve belirleyici olan aktörleri, karar ve yaptırım sahipleri, Güneyli siyasal güçler, parlamento, hükümet, başkanlık gibi kurumlarla, aydınlar, diplomatlar, hukukçular, dini ve etnik grup temsilcileriyle birlikte bir bütün olarak Güney Kurdistan toplumudur. Nitekim sayın Mesud Barzani son haftalarda müstakbel devletin niteliklerine vurgu yaparak, konunun daha aktuel hale gelmesini sağladı.

Bizim gibi diğer parçalara mensup Kurdistanlılar bu önemli ulusal meselede naçizane görüşlerini serd etmekten öteye bir beklenti içinde olamazlar. Buna rağmen, konuyu her yanıyla ele alıp tartışmak gerek.

Güney Kurdistan devleteşme süreci sadece Güneyin değil, başta Güney olmak üzere bütün Kurdistan’ın kaderini, geleceğini, istikbalini ilgilendiren, etkileyen önemli bir olaydır. Diğer parçalara mensup siyasi güçler, aydınlar ve yurtsever çevrelerin bu sürece bigane kalmaları doğru değildir. İşte tam da bu sebepten dolayı, Güney Kurdistanlı siyasal güçlere mesafeli, eleştirel ve dost olmayı esas alarak, seviyeli bir ilişki içinde olan çevrelerin bu konudaki görüş, düşünce, eleştiri ve önerilerini ortaya koymaları, gerekli ve önemlidir...

Umarız ki hiç bir zaman olmaz, ama Güney Kurdistan bağımsızlık sürecinin tökezlemesi halinde, oradan geçinen, kraldan çok kralcı bazı asalak çevrelerin ratıplarının kesilmesi durumunda, nasıl bir tavır alacaklarını (1975, 88, 91, 2014 acı pratikleri hatırlanırsa) kestirmek pek zor değil. Sözkonusu çevreleri Kurdistan’ın geleceği değil ratıblarının kesilip, kesilmemesi ilgilendirir. Bundan dolayı bu çevrelerden gelebilecek şakşakçı yaklaşımları ciddiye almadan, Kuzeyli ve Türkiyeli Kurdlerin çoğunda varolan müzmin Güney’e akıl verme hastalığına (ukalalığa) düşmeden, bu konuyu hak ettiği bir düzeyde ele alıp tartışmak gerekir.

Bağımsız Kurdistan devleti nasıl bir devlet olacak?

Ortadoğunun ortasında kurulacak olan bağımsız Kurdistan devleti bölgedeki sıradan devletlere mi benzeyecek, yoksa örnek bir devlet mi olacak?

Kurdistan, dünyada eşi ve benzeri görülmemiş emsalsiz (nadide) bir sömürge olarak, diğer uluslardan farklı bir tarihsel ve toplumsal geçmişe ve bir statüye (veya daha doğrusu statüsüzlüğe) sahiptir. Kurdistan’ın devletleşmesi her ne kadar dünyayı ve devlet olgusunu yeniden keşf etmeyi gerektirmese de, müstakbel Güney Kurdistan devletinin oluşumu ve gelişimi kendine has özelliklere ve niteliklere sahip olacaktır.

Kurdleri ve Kurdistan toplumunu diğer dünya milletlerinden ve ülkelerinden ayırt eden temel özellikleri tesbit ederek, bu farklılıkların kurulacak devletin niteliklerine nasıl yansıyabileceğini irdeleyebiliriz.

Kurdistan uluslararası (devletler arası) çok parçalı bir sömürgedir. Kurdistan klasik anlamda hudutları belli bir sömürge statüsüne dahi sahip olmayan, sömürge altı bir konumdadır.

Irak (Güney) Kurdistanı diğer parçalardan farklı olarak bu gün anayasal olarak federal bir statüye sahip, parlamentosu, hükümeti, başkanlığı, bakanlıkları, temsilcilikleri, peşmerge gücü, eğitim öğretim sistemi, adli mekanizması, dış temsilcilikleri olan ve kendi petrolünü ihraç edebilen defakto bir devlet konumundadır.

Bir bütün olarak, Kurdistan’ın bu günkü statüsü veya statüsüzlüğü Lozan Anlaşmasıyla resmiyet bulmuştur. Lozan Anlaşması Kurd ve Kurdistan gerçeği yok sayılarak yapılmış emperyalist sömürgeci bir anlaşmadır. Bu niteliğinden dolayı Lozan Anlaşması önemli dünya devletleri tarafından kabul görmüş olsa da, Kurd milleti açısından gayrı meşru bir anlaşma olagelmiştir.

Iran, Türkiye, Suriye ve Irak devletleri Kurdistan üzerindeki, işgal, egemenlik, hakimiyetlerini bu anlaşmaya dayanarak sürdürebilmektedirler.

Kurdistana bağımsız devlet olma hakkı tanıyan Sevres Anlaşması yerine imzalanan ve Kurdistan’ın varlığı ve haklarını inkar temelinde oluşan Lozan Anlaşmasının belirleyici aktörleri Britanya ve Fransa başta olmak üzere, Dünya (ABD, Rusya, AB ve diğer devletler) artık bu anlaşmanın veya daha doğrusu bugünkü Ortadoğu haritasının bekçiliğinin külfeti altında ezilmek istemiyor.

Lozan’a yol açan şartlar 1. Dünya Savaşı sonuçlari ve özellikle Rus Bolşevik İhtilali idi.

Kurdistan’ın devletleşmesiyle, sancılı bağımsızlık doğumunun yaratacağı statüko ile beraber, uluslararası toplum ya bu anlaşmayı geçersiz kılacak, veya bu adaletsiz, haksız ve gayrı meşru anlaşmanın bekçiliğini yapmak zorunda kalacak. Halen devletlerarası mevcut hukuk, mevcut düzen, varolan nizam Kurdistan’da bu anlaşmaya dayanarak ’’meşruiyet’’ini sürdürmektedir.

Kurdistan’ın herhangi bir parçasının, herhangi bir vilayetinin veya herhangi bir ilçe veya beldesinin (San Remo çapında bir birimin dahi) bağımsızlığa kavuşması demek; Mevcut Kurd ve Kurdistanı yok sayan ULUSLARARASI DÜZENİN sarsılması, YERLE BİR OLMASI DEMEKTİR! Güney Kurdistanın bağımsızlığı sadece Ortadoğu, bölge değil; Dünya dengelerini değiştiren bir etkiye ve öze sahiptir. Bu niteliğinden, bu özelliğinden dolayı Kurdistan’ın bağımsızlaşması bütün dünyayı ilgilendiren uluslararası bir olaydır!

Kurdistan’ın bağımsız devlet olmasının yaratacağı bu uluslararası etki, Kurdistan davasını dünyadaki bütün ulusal sorunlardan ayıran en temel özelliktir.

Bir parçada da olsa, Bağımsız Kurdistan devletinini kurulması, son yüz yılın dünyadaki en önemli anti-emperyalist ve anti-sömürgeci mücadelesinin başarıya ulaşmasıyla kalmayacak; Dünyanın en büyük devletsiz milletine (diğer parçalarda yaşayan 50 milyon Kurd’e ve Kurdistanlıya da) özgürlüğün ve eşitliğin kapısını aralayarak, Ortadoğu’nun çehresini ve kaderini değiştirecek muazzam bir değişime yol açacaktır.

Güney’in bağımsızlığı, Kuzey, Doğu ve Güney Batı Kurdistan parçalarının teminatı, güvencesi ve yol göstericisi olacaktır. Bunun siyasal anlamı Kurdistan’ın diğer parçalarının kurtuluşu, çağın dışında kalmış olan sömürgeci, ırkçı, şeriatçı kalelerin sarsılmasının başlangıcı olacaktır. Iran ve Türkiye gibi geleneksel çağdışı sömürgeci devletlerden gelen canhıraş düşmanlıkların temelinde bu korku yatmaktadır! Tayyip Erdoğan boşuna, ’’Lozan Türk devletinin tapusudur!...’’ diye bağırmıyor. İran kırmızı görmüş boğa gibi boşuna burundan solumuyor!

Evet, bugünkü Irak, Suriye, TC devletleri varlıklarını Lozan emperyalist sömürgeci anlaşmasına borçludur.

Tarihte hiçbir zaman bir devlet ve bir ulus olmamış olan bu yapma -bugünkü Türkçe ile- çakma Suriye ve Irak devletcikleri Fransız ve İngilizlerlerin emperyalist sömürgeci siyasetleri sonucu oluşturulmuş ve varlıklarını Lozan’a borçlu olan devletlerdir!

Iran devletinin bugünkü konumu da büyük ölçüde Lozan anlaşmasiyla garanti altına alınmış bulunuyor!

Kurdistan’ın bağımsız devlet olması dünyadaki başka ulusal meselelere benzemiyor derken kast ettiğimiz özelliklerin en önemlisi, işte bu bölgesel ve uluslararası etkiye ve konuma sahip oluşudur!

Güney Kurdistan, Ortadoğu siyasi kulturunde ve geleneginde pek yeri olmayan bir yöntemle, referandum adımıyla taçlandırmaya hazırlanıyor bağımsızlık sürecini…

25 Eylül 2017, tarihinde, özgür ve demokratik bir ortamda yapılacak referandum sonucu kendi oylarıyla, iradeleriyle karar verecekler geleceklerine Güney Kurdistanlılar.

Güney Kurdistan halkının referandum yoluyla geleceğine dair özgürce karar vermesi, Ortadoğu tarihinde bir ilktir! Bu tarihi adımla birlikte Kurdler ve Kurdistan Ortadoğu’ya bir kez daha demokrasi dersi vermiş olmakla kalmayacak, bu olumlu adım bulaşıcı bir hal alarak bölgeye sirayet edecektir. Kurdistanı işgali altında bulunduran devletlerin korkulu rüyası işte bu gerçektir.

Dolayısıyla bu adımı boğmak, akamete uğratmak için Irak, Iran, Suriye ve Turkiye’nin hangi yol ve yöntemlere başvuracakları yapmış oldukları açıklamalarla sınırlı kalmayıp, fiiliyata dönüşebilir. Bağımsızlık Referandumuna bu denli tepki gösteren, düşmanca bir tavır içinde olan güçlerle etrafı sarılı Müstakbel Bağımsız Güney Kurdistan’ı bekleyen tehditler ve tehlikeler gözönüne alındığında, kurulacak devletin kendi varlığını savunabilecek düzeyde bir askeri güç oluşturma zorunluluğu ile yüz yüze olduğu görülmektedir.

Yeni doğacak körpe Kurdistan devletinin askeri bir güç olması da yeterli değildir. Bölgesel ve uluslararası düzeyde savunma ve işbirliği ittifakları kurmak zorundadır. Bağımsız Kurdistan devleti varlığına yönelik tehditleri bertaraf etmek, caydırıcı olabilmek için dış tehditlere karşı çok ciddi bir askeri güç olmak zorundadır.

Bu konuda Israil devletinin askeri örgütlenmesi örnek alınabilir. İsraili bölgenin en ciddi militarist gücü yapan sebepler ve saikler Kurdistan’la çok benzerlik arz etmektedir. Nasıl ki İsrail varlığını tanımayan, onu devlet ve toplum olarak ortadan kaldırmayı amaç edinmiş güçlerce sarılıysa, Kurdistan’ın etrafı da onu ortadan kaldırmak isteyen düşmanlarla çepe çevre sarılı durumdadır.

Kısacası Kurdistan İsviçre değil, komşularımız da İtalya, Fransa, Almanya, Avusturya degil!

Dün DAIŞ’i Kurdistan’a saldırtan güçleri hareket ettiren anlayış, yarın daha büyük tehditlerle ortaya çıkabilir.

Bütün bu sebeplerden dolayı müstakbel Kurdistan devleti hiç oraya buraya eğmeden, kimin, kimlerin gocunacağına, rahatsız olacağına bakarak siyaset belirleme sinikliğine, silikliğine başvurmadan İsrail devletinin ve toplumunun askeri örgütlenmesini kendisine örnek almak zorundadır. Bu da yetmez İsrail’ıin varlığını tehdit eden güçler, Kurdistan’ın varlığını da tehdit ettikleri için Kurdistan/İsrail Savunma ve İşbirliği Anlaşması devletin ilanıyla birlikte yürürlüğe konulmalıdır. Bağımsız Kurdistan’ın ne kadar İsrail’e ihtiyacı varsa, günümüzde, orta ve uzun vadede İsaril’in de Kurdistan’a ihtiyacı var.

İsrail dışında bölge ve dünya düzeyinde de savunma işbirliği anlaşmaları yapılarak, Kurdistan’ın varlığı ve geleceğini tehdit eden odaklara karşı caydırıcı ve kalıcı bir savunma stratejisi oluşturmak zorunludur. Bu konuda son 3 yıldır ABD’nin başını çektiği uluslararası koalisyonla yapılan işbirliği mevcut Kurdistan hükümetine, peşmerge bakanlığı ile diğer ilgili kurumlara büyük tecrübeler kazandırmış bulunuyor. Öte yandan Rusya ile Kurd hareketi arasında tarihi bağların oluşu ve bu gün fanatik islama karşı aynı cephede yer alıyor olmak, islamcı terörden muzdarip olan Rusya ile de rasyonel, verimli, kalıcı bir ilişkiye kapı açmış bulunuyor… 

Kurdistan Ortadoğu’nun ortasında batılı demokratik değerleri toplumsal ve siyasal yaşamda pratikte uygulayarak kendisini şimdiden hemen hemen Batı’nın vazgeçilmez bir müttefiki konumuna getirmiş bulunuyor. Bunun ilerletilerek, derinleştirilmesi gerek. Dolayısıyla Kurdistan’ın örnek alacağı devlet modeli petrol zengini Arap devletleri, Suriye gibi diktatörlükler, Türkiye gibi işgalci devletler, İran, Irak gibi mezhepçi ortaçağ fosilleri değil, çoğulculuk, sekülerlik, şeffaflık ve refahı esas alan batı demokrasileri olmak durumundadır.

Devletleşmenin önündeki engeller

Her ne kadar Kurdistanın devletleşmesini tehdit eden esas olgu dış güçler, Kurdistanı işgali altında bulunduran güçler olsa da; Bütün bunların yanında, devletleşmenin önündeki görünen en büyük engel, 25 yıldan beri defakto devlet olarak, iki partinin politbürolarının iktidarından ve bu parti liderlerinin aile efradlarının tasarruflarından öteye geçip, devletleşmek için gerekli ve zorunlu kurumsallaşmayı yaratamamış olmanın payı azımsanıp, küçümsenemez.

Devlet olabilmenin ön koşullarını mükemmelliyetçi bir şekilde, azami düzeyde arama hastalığına kapılmadan, elimizi vicdanımızın üzerine koyarak konuşmak zorundayız.

Ona buna yaranmak için, ona buna şakşakçılık yapmak için lütfen kimse bu tartışmanın içine girip, kirletmesin! Birey olarak ne sayın Kak Mesud ve ailesiyle, ne sayın Mam Celal ve ailesiyle ve ne de diğer mevkii sahipleriyle bir derdimiz, alıp veremediğimiz olmaz/olamaz. Tam aksine her iki ailenin de bu mücadelede farklı düzeylerde çok önemli rolleri ve hizmetleri dün olduğu gibi bugün de var! İnşallah yarın da olacaktır. Sorun bu değil, sorun bu ailelere mensup bireylerin dünden bugüne iktidarı kullanma şekillerinin, yöntemlerinin DEVLETLEŞMENİN ÖNÜNDE ENGEL TEŞKİL ETMESİDİR!

Sayın Mesud Barzani Başkan, yegeni ve damadı Başbakan, oğlu İstihbarat şefi, kardeşi diplomat,  yegeni sorumlu ve benzeri…

Sayın Mam Celal hastalığından dolayı iş göremez durumda olmasına rağmen halen resmi olarak YNK lideri, eşi parti yetkilisi, oğlu Başbakan yardımcısı, bacanağı bakan, baldızı diplomat, yegeni İstihbarat sorumlusu ve benzeri…

Olmaz, böyle devlet olmaz!

Artık bunun değişmesi gerekir!

Modern bir devlette olduğu gibi, liyakata göre görevlendirmeler yapılmalı, sadakate ve akrabalık derecesine göre değil!

Bu engeli aşacak olanlar, yine başta Barzani ve Talabani aileleri olmak üzere, YNK ve KDP ile Güney Kurdistanlı siyasal güçlerdir. Güney Kurdistanlı siyasal güçler geçmişten getirmiş oldukları bazı alışkanlıkları aşarak, modern bir devletin ve toplumun zorunlu kıldığı ideolojik, politik, kültürel ve idari  dönüşümleri gerçekleştirmek zorundadırlar…

Dağda verilen peşmerge mücadelesi dönemi kapandı!

ABD veya Uluslararası koalisyonun şemsiyesi bu gün olmasa yarın üstümüzden kalkacak!

Artık batılı dostların da belirttiği gibi Kurdistan yönetimi veya partiler bağımsız bir devlet için vazgeçilmez olan konulardaki ev ödevlerini büyük bir ciddiyet ve kararlılıkla hayata geçirmek için kolları sıvamalıdırlar. Ancak o zaman bu süreci yöneten kadrolar tarihte layık oldukları yeri alabilirler, yoksa kimin ne kadar mal ve para kaldırmasıyla değil!

Bu gün Kurdistan’daki mevcut yapılanma ve politik kültür devletleşmek isteyen bir toplum için sadece büyük bir engel olarak kalmayıp, tehdide dönüşerek iç ilişkileri az çok zehirlemiş gibi görünüyor.

Gorran liderliği Iranlı yetkililere gösterdikleri saygıyı ve anlayışı en az KDP’lilere de gösterebilmeli!

Sayın Nêçîrvan Barzani Başbakan olarak Ankara’ya yaptığı ziyaretlerin en az yarısını Suleymaniye ve Kerkuk’e yapabilmeli!

İnsanlar Mesud Barzani’nin kardeşi olduğu için değil, Hero xanın bacısı olduğu için değil, layık oldukları için Kurdistan Hükümeti Temsilcisi olarak tayin edilmeli!

Artık herkesin kanıksadığı bazı konularda bir kaç soru sorup, objektif bir şekilde cevaplandıracak olursak, sanırım doğru bir sonuca varabiliriz.

Siyasi partilerin doğrudan veya dolaylı olarak ekonomik faaliyet yürütmeleri doğru mudur?

Neden partilerin petrol rafinerileri var?

Neden bütün partilerin televizyon kanalları var, bir tane hükümete ait radio tv kanalı yok?

Hükümette yer alan, hükümete ait kurumlarda önemli kilit görevlerde bulunan Barzani, Talabani ve diğer üst düzey yetkililerin ailelerine mensup kaç yetkili var?

Sözkonusu ailelere ait tv kanallarının olması ne kadar normaldir? Ne kadar etiktir?

Ayyuka çıkan yolsuzluk söylentilerine kaynaklık eden sebepler nelerdir? Nasıl ortadan kaldırılacak?

Petrol anlaşmaları ve gelirleri konusundaki belirsizlikler, spekülasyonlar nasıl ortadan kaldırılacak?

İşte bütün bu ve benzeri sorunların ortadan kaldırılması için hukukun üstünlüğünü esas alan şeffaf bir demokrasiyi hayata geçirmek gerekiyor.

Bölgemizde varolan Kurdistan’a yönelik tehditlere karşı askeri açıdan önemli bir güç olmak ile şeffaf bir hukuk devleti oluşturabilmek biri birinin karşıtı değil, tam aksine bu devleti güçlü kılacak en önemli özellik olacaktır. Modern anlamda devlet ve birey ilişkisi, hak ve hukukunun hayat bulması, sadece Kurdistan’ı cazip kılmakla kalmayacak, bölgedeki mevcut devletlerden daha güçlü kılarak, çağdaş devletler seviyesine çıkaracaktır…

Bu sebeplerden dolayı müstakbel bağımsız Kurdistan devletinin bir hukuk devleti olması zorunludur.

Kurdistan’ı farklı kılan diğer önemli bir yan ise, Kurdistan toplumunun sosyal yapısından kaynaklanan özelliklerdir.

Kurdistan çok etnisiteli ve çok dinli bir toplumdur. Kurdistan’ın bütün parçalarında bu farkı görmek mümkündür. Hakim, egemen, ağırlıkta olan nüfus Kurdlerden oluşsa da, asırlardan beri Kurdlerle birlikte yaşayan kadim etnik ve dini topluluklar, sonradan Kurdistan’a farklı amaçlarla yerleştirilmiş farklı etnik ve dini gruplar mevcuttur.

Güney Kurdistan’da Kurdler, Asuriler, Araplar, Turkmenler, Keldaniler, Suryaniler, Ermeniler yaşamaktadır. Hakeza bu parçada yezidi, kakai, yahudi, hırıstiyan, müslüman (sunni, şii) gibi farklı dinlere, Inançlara mensup cidddi bir nüfus varlığını sürdürmektedir.

Güney Kurdistan toplumu çok dilli, çok etnisiteli, çok dinli bir toplumdur. Bu dillere, inançlara, dinlere ve kültürlere resmi bir statü tanımış olan bu günkü Kurdistan yönetimi daha şimdiden çevre devletlere örnek teşkil edebilecek bir uygulama içindedir.

Güney Kurdistan’da Kurdçe yanında bütün diller, islam yanında bütün dinler serbest ve özgürdür.

Kurdistan’daki farklı dinler ve dillere sahip olan grupların barış içinde birlikte yaşama pratiği, geleneği, ırkçılığın ve dini fanatizmin (taasubun) hakim olduğu Ortadoğu’ya büyük bir zenginlik katarak örnek teşkil etmektedir.

Bu farklı özellik, bu nitelik müstakbel bağımsız devletin temel ilkelerini teşkil etmekle kalmayıp, anayasal güvence altına alınmalıdır. Sayın Mesud Barzani’nin belirttiği gibi, Kurdi bir devlet değil, Kurdistani bir devlet hedeflenmektedir.

Kurdistan devleti bütün dinlere ve inançlara eşit mesafede duran seküler bir devlet olmak zorundadır.

Aynı şekilde müstakbel Bağımsız Kurdistan çok dilliliği esas alarak bütün farklı kültürlere eşit yaşam şansı tanıyan örnek bir demokrasi inşa etmek zorundadır!

Kurd tolumunun sosyal yapısı kendine has özellikler taşımaktadır. Bölgeden bölgeye farklılıklar arzetse de, aşiret yapısı, dini tarikatlar (nakişbendi, qadiri vb.) ciddi bir ağırlığa sahiptir.

BAAS diktatörlüğüne karşı mücadele sırasında, 75 yenilgisinden ve 88, 91 saldırılarından sonra Kurdistan’ın yerle bir edilmiş, binlerce köy yıkılmış, insanlar üretimden koparılarak kentlerde ve çevrelerinde zorunlu ikamete tabi tutulmuş milyonlarca nüfusu devralmış olan Kurdistan Bölgesel Hükümeti bu ağır yükle cebelleşirken, Şıngal’den, DAİŞ saldırılarına maruz kalmış olan yüzbinler, diğer Kurdistan bölgelerinden, Irak’ın şehirlerinden ve Suriye’den gelmiş olan 2 milyona yakın bir iç ve dış mülteci yükü altındadır.

Güney Kurdistan tarım, hayvancılık ve sanayi sektörlerinde kendine yetecek bir düzeye kavuşabilmiş değil. İnşaat sektöründeki hızlı gelişme DAİŞ saldırılarından beri (2014) yavaşlamış, hatta durma noktasına gelmiş bulunuyor.

Kurdistan Hükümeti eliyle yapılan petrol satışlarından elde edilen girdi en önemli belki de tek kalemi oluşturmaktadır. Kurdlerin şansızlığı mıdır nedir bilinmez ama Kurdistan Hükümetinin satışa başladığı tarihlerde varili 110-120 dolar civarında seyreden fiyatlar çok hızlı bir düşüşe geçerek 40 dolarlara kadar indi!

Bağdat’ın ekonomik amabargosu altında olan Kurdistan Bölgesel Hükümeti memur, öğretmen, peşmerge maaşlarını ödeyemez duruma düştü. DAİŞ saldırılarıyla aynı döneme denk gelen bu ekonomik sıkıntılara nüfusun büyük bir kesimi sabırla tahammül ederken, bir kısım siyasi çevreler bu sorunları bahane ederek DAİŞ’e karşı mücadeleye odaklanmış olan Hükümeti yıpratma kampanyaları başlattı.

 

Güney’in mevcut durumu devletleşmeye elverişli midir?

Güney Kurdistan ekonomisinin durumu pek iç açıcı değil!

Siyasal durumu ekonomik durumdan pek iyi değil!

Şu anki mevcut durumda siyasi partilerin mali gücü belki mevcut hükümetten daha kuvvetli ve bu sağlıksız yapının sürdürülmesi devletleşmenin önündeki en önemli engellerden biri.

Siyasal düzeyde’de de belli tıkanıklıklar ve gerginlikler içinde olan Güney Kurdistan sayın Mesud Barzani’nin ısrarlı çabaları sonucu KDP ve YNK öncülüğünde diğer partiler ve etnik, dini grup temsilcilerinin de katılımıyla Bağımsızlık Referandumu kararını almış bulunuyor.

Son yapılan Kurdistan Parlamento Seçim sonuçlarına göre ikinci büyük parti olan Gorran ile en küçük islamcı parti Komel henüz bu süreçte yer almış değiller. Özellikle Gorran’ın KDP’ye karşı öne sürdüğü koşullar ve KDP’nin Gorran’a karşı tavrı siyasal ilişkileri germekle kalmayıp, görev süresi sona ermiş olan Bölge Başkanılığının görev süresinin uzatılması veya seçiminin yapılmaması/yapılamaması, parlamentonun kapatılması sorun olarak orta yerde duruyor. Son haftalarda her ne kadar sorunların aşılması, parlamentonun aktifleştirilmesi yönünde KDP ve YNK’den esnek öneriler gelse de Gorran ve Komel henüz bu süreçte sorunları çözücü ve Referandum sürecini selametle sonuca kavuşturma yaklaşımına, tavına, olgunluğuna gelmiş bulunmuyorlar…

İşte böylesi iç siyasal, ekonomik sorunlarla cebelleşen Kurdistan, Bağımsızlık Referandumu ve akabinde parlamento ve başkanlık seçimleri kararını almış bulunuyor!

Güney Kurdistan bu önemli eşiği selametle aşabilirse, aşarsa, yeniden doğmuş olacak.

Bağımsızlık yolu, yöntemi yeni seçilecek olan parlamento, başkanlık ve oluşturulacak yeni hükümetin önündeki en büyük görev olacak. Bu devasa görevleri ana başlıklarla sıralayacak olursak;

Anayasa hazırlanması,

Bağımsızlığın ilanı;

Kurdistan’ın bağımsızlığını tanıyan devletlerle savunma işbirliği anlaşmalarının imzalanması;

Devlet sınırlarının belirlenmesi;

Adli sistemin, yargının çağdaş bir yapıya kavuşturularak, hukuk devleti için gerekli ve zorunlu olan reformların yapılması;

Pêşmerge güçlerinin tek bir merkezi komutanlığa bağlanarak ordulaşması;

Askerlik sisteminin oluşturulması;

Emniyet ve istihbarat güçlerinin tek merkeze bağlanması;

Kurdistan Merkez Bankası’nın kurulması;

Para biriminin tesbit edilmesi;

Vergi sisteminin oluşturulması;

Banka sisteminin kurulması;

Maliye’nin şeffaflaştırılarak partilerin denetiminden çıkarılması;

Petrol ve Gaz yasası ile doğal kaynakların çıkarılması ve kullanılması ve satışı ile ilgili gerekli yasaların çıkarılması;

Partiler kanunu ve mali yardım usüllerinin belirlenmesi;

Ulusal Radyo ve Televizyon kurumunun kurulması;

Çağdaş bir Basın Yayın Kanununun oluşturulması;

Ulusal posta sisteminin kurulması;

Çağdaş bir IT yasasının çıkarılması;

Dini ve etnik grupların haklarının yasal güvenceye kavuşturulması;

gibi bir devlet için olmazsa olmaz sayılabilecek çok önemli temel konular Kurdistan hükümetinin, parlamentonun ve başkanlığın önünde durmaktadır.

Bütün bu önemli adımların atılabilmesi ve bağımsız bir devlet için vazgeçilmez, gerekli ve zorunlu  kurumsallaşmanın sağlanabilmesi ve özellikle de İran ve Türkiye’nin tepkilerinin törpülenmesi için Güney Kurdistan bir müddet Bağdat hükümeti ile Konfederal bir süreçten de geçebilir

 

Sonuç olarak, Güney Kurdistan 1992’den 2005’e kadar defakto bir federal yapı olarak geldi.

2005’ten günümüze kadar Yeni Irak Anayasasına göre Federeal bir yapı olarak varlığını sürdürüyor.

Bu gün artık Güney Kurdistan bir dönüm noktasındadır.

Günahı ve sevabı ile, başarısı ve başarısızlığı ile sayın Mesud Barzani, sayın Celal Talabani liderliğindeki KDP ve YNK bu sürecin esas aktörleri olarak Kurdistanı bu güne kadar getirdiler. Gelinen nokta öyle bazı çevrelerin iddia ettiği gibi çok kötü ve sıfır düzeyinde olmadığı gibi, toz pembe bir tablo da yok! Bu iki ana siyasal gücün liderlikleri ve yönetici kadrolarının son 25 yıllık süreci hakkıyla değerlendirip değerlendiremediklerini araştırmacılara havale etmek zorundayız. Ancak bir kaç noktayı da işaret etmemiz gerek. Kurdistan.2a çok önemli yatırımlar yapıldı. Kurdistanın çehresi değişti. Kurdistan kendi kendisini yönetecek bir kadroya kavuştu. Bir yönetim tecrübesi oluştu. Diplomatlar oluştu. Devlet adamı diyebileceğimiz kadrolar olgunlaştı. Bölge ve dünya siyaseti içinde Kurdistan’ın hatırı sayılır bir ağırlığı oluştu. DAİŞ gibi ciddi bir tehdide karşı Kurdistan savunulabildi. Pêşmerge dünyada saygın bir üne kavuştu. Aşırı düzeyde TC’nin leyhine bir içeriğe sahip olduğu iddiaları olsa da petrol satışı sağlandı. Bütün sivriliklere ve provakatif girişimlere karşı Kurdistanlı güçler arasında diyalog kulturu gelişti vb. Ama aynı zamanda yolsuzluk, iltimas, adam kayırma şikayetleri arşı alaya çıktı. Hırsızlık, yolsuzluk söylentileri diz boyu. Yoksul çevrelerde yönetime karşı tepkiler ve soğukluk oluştu.

Bu sorunların üstesinden gelerek, Kurdistan toplumunun güvenini ve desteğini sağlamak yine başta YNK ve KDP liderlikleri ve kadroları olmak üzere Kurdistanlı siyasal güçlerin omuzlarındadır!  

Önümüzdeki aylar ve yıllar kader tayin edici bir öneme sahiptir.

Bu kadar sorunla haşır neşir olan Güney Kurdistan, Bağımsızlık Referandumu, yeni parlamento seçimi ve hükümet oluşturma, yeni Başkanlık seçimi konularında atacağı adımlarda ulusal mutabakat içinde hareket edebilecek mi?

KDP, YNK, Yekgirtu ile diğer parti ve grupların Bağımsızlık Referandumu için bugün varmış oldukları mutabakatı istikrarlı bir şekilde, yeni seçimler, parlamento ve yeni hükümeti oluşturma konusunda da sürdürebilecekler mi?

Kısacası Güney Kurdistan toplumu bir bütün olarak içinde bulunduğu sorunların üstesinden gelip, bağımsızlık yönünde gerekli ve zorunlu adımları atarak, Ortadoğu’nun kalbinde örnek bir demokrasi, çağdaş bir devlet olabilecek mi?

Pek kolay değil ama olacak!

Nihayet çağdaş demokratik Kurdistan devleti bir parçada da olsa kurulacak!

Son zamanlarda bir çok kez vurgulamıştık. Bir kez daha vurgulamakta zarar yoktur. Bu gün Kurdistan’ın her dört parçasının geleceği, dünya Kurdlerinin kaderi, Güney Kurdistan devletleşme sürecinin başarısına doğrudan bağlıdır!

Kurdistanlıların önünde bu tarihsel görevi başarmaktan başka bir yol yoktur!

Peki bu başarılamazsa ne olur?

Kuşkusuz Kurd milleti ve Kurdistan yok olmaz. Ama Kurdistan’ın devletleşmesi, Kurd milletinin esaretten kurtulması oldukça zorlaşır ve geleceğimiz, istikbalimiz, kaderimiz meçhule kalır!

Veya Dünyanın üvey evlatları olan karaçilere (Çingenelere, Romanlara) kardeş olur, dünya medeniyetleri listesinden silinmiş oluruz…

Bu yazı toplam 1456 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2015 Rupela Nu | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.