• Diyarbakır 4 °C
  • Batman 4 °C
  • Şırnak 1 °C
  • Stockholm -4 °C
  • Van 0 °C
  • Mardin 1 °C

‘Demokrasi’ye evet ‘Federasyon’a hayır!

Mehmet Gül

 

Bağımsızlık Referandumunu Destekleme İnisiyatifi bünyesinde faaliyet yürüten İstanbul Komisyonu, 10 Eylül 2017 günü İstanbul’da bir konferans düzenledi.

Daha çok Türkiye kamuoyunu aydınlatmayı amaçlayan Konferans, Dr. Yaşar Abdülselamoğlu’nun Moderatörlüğünde, Güney Kürdistan’dan gelen KDP Dışişler Bürosu Sorumlusu Hoşyar Swaily, Reformcu Türkmen Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve Milletvekili Muna Kahveci, Ezdi cemaatinden ve Laleş Kültür Merkezi Başkanı Pir Hıdır Süleyman ve Kuzeyden ise Dicle Üniversitesi Öğretim Görevlilerinden Doç. Dr. Vahap Coşkun tarafından temsil edildi.

Konferansa davetli olan siyasal parti, demokratik kitle ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri, gazeteci, yazar ve hukukçulardan geniş bir katılım oldu. Denilebilir ki misafirler, Güney’de neler olup bittiği konusunda tatmin edici bir bilgiye sahip olarak ayrıldılar konferanstan.

Ne anlattılar?

Hoşyar Swaily Bağımsızlık Referandumuna varan sürecin, Güney Kürdistan ile Irak Devleti arasında cereyan eden olaylar eşliğinde gayet anlaşılır bir özetini sundu. Muna Kahveci, Türkiye’de cereyan eden propagandanın aksine, bir kısmı karşı olmakla birlikte, genel olarak Türkmen nüfusunun neden referandumdan ve Bağımsız Kürdistan’dan yana olduğunu ikna edici bir şekilde izah etti. Pir Hıdır da Ezdi Kürtlerin durumunu, referanduma bakışlarını ve neden bağımsızlıktan yana olduklarını artı-eksi yönleriyle anlattı.

Vahap Coşkun ise gerek tahlil ve gerekse tespitleriyle sorunu genel ve özel yönleriyle Kürdistan somutunda ele aldı ve nasıl bir seyir izleyebileceği konusunda ufuk açıcı öngörülerde bulundu. Denilebilir ki sayın Coşkun, konumu ve uluslararası jeo-politik önemi itibariyle oldukça kompleks olan Bağımsızlık meselesini, nasıl anlaşılır bir şekilde anlatılabilir sorusuna, güzel bir örnek olabilecek oldukça sarih ve anlaşılır bir yorumla dile getirdi.

Konferansa ilişkin söylenebilecek bir diğer olumlu ayrıntı, birçok dilde sunulduğu halde, her şeyin bu kadar yolunda gitmesinde belirleyici rol oynayan, Türkçeden Kürtçeye (Kurmanci ve Sorani) Kürtçeden Türkçeye oldukça başarılı simultane çeviri yapan arkadaşımız oldu. Öyle ki genel memnuniyet üzerine moderatör, simultane çeviri yapan arkadaşımıza katılımcılar ve misafirler adına teşekkürlerini iletti.

Konferansta yeni olan neydi?

Kuşkusuz Konferanstan aktarılması gereken çok önemli konu başlıkları var fakat benim açımdan önemli ve yeni olan, bundan sonra ulusal mücadelenin gündemine çıkmamak üzere giren, bir müddet önce Sn. Mesut Barzani tarafından dile getirilen ve Konferansta da üzerinde durulan, kurulmakta olanın ‘Kürt Devleti’ değil, Kürdistan’da yaşayan bütün etnik, kültürel ve inançsal kesimlerin varlığını veri alan Demokratik ve Federal bir devlet olacağı şeklindeki açıklama oldu.

Doğrusu bu kavram, sadece söylemde değil, özel olarak Güney Kürdistan’da genel olarak ise bütün Kürdistan’da realitenin çağdaş değerler çerçevesinde inşasına tekabül eden yeni bir düşünüşü temsil ediyor. Herkes gibi ben de kurulmakta olan Bağımsız Kürdistan’da hüküm sürecek devletin niteliği konusunda tereddütler yaşıyordum. Yaşanan örneklerde gördüğümüz gibi Bağımsız Kürdistan Devleti de pek ala ötekiler gibi zaman içinde ‘milliyetçileşebilir’ ve ülkede yer alan otantik halkları kendisine benzetmek için olmadık yöntemler kullanabilirdi. Kürt halkının kendi serüveni bile bu acı gerçeğin hayat bulduğu bir süreci temsil eder. Bunun acılarını yaşamış bir halk olarak Kürtler, Kürdistan’da yalnız olmadıklarını idrak edebilecek ve verili gerçeği esas alarak ‘yeni bir toplum’ kurmanın öncüsü olabilecekler miydi?

Öyle görünüyor ki Güney, bu yakıcı sorunu her kesimi mutlu edebilecek bir tarzda sonuca ulaştırmak konusunda doğru ve geçerli yol ve yöntemi bulmuş. Demokratik Federal Devlet, birbirini tanıyan ve olduğu gibi kabul eden, her bir kişi ve kesimin haklarını herhangi bir ‘egemen’in insafına değil, hukukun güvencesi altında tarif eden ‘yeni toplum’un güvencesi demek oluyor. Belki de teorik olarak değil fakat pratik olarak bunun bilincine varan ve gereklerini yapmak üzere harekete geçen Güney toplumu, eğer başarılı bir performans sağlarsa, Orta-doğu’da yeni bir yaşam biçiminin inşacısı olmanın ayrıcalığını da ele geçirmiş olacaktır.

Bunun sadece bir niyet ve söylemden ibaret olmadığını, moda tabirle ‘taktik’ olmadığını, Muya Kahveci’nin bir soruya verdiği yanıttan anlıyoruz. Öyle görünüyor ki Demokratik Federal Devlet anlayışı Güney’de ortak bir değer halini almış durumda. Tarafların bir araya geldiği, kurulacak olan devletin niteliği konusunda ortak bir anlayışa varıldığı hatta tarafları bağlayan bir anlaşmanın yapıldığı ve bu anlaşmaya göre her bir kesimin haklarının güvence altına alındığını ve bunun daha bugünden kayıt altına alan bir anlaşmanın yapıldığını Muya Kahveci’nin cevabından anlıyoruz.

Kuşkusuz bu çok önemli bir husus ve ayrıca belirtmek isterim ki, gelecek adına çok önemli bir güvence.

Konferansta eski olan neydi?

Başta Kürtler olmak üzere Kürdistani halkların yeni bir toplum kurmak üzere oldukları şu günlerde, her şeyin yolunda gitmesi beklenemez. Nihayetinde Bağımsızlık Referandumu konusunda dahi farklı tutumların olduğu açık. Her yeni toplum, bizzat ona umut bağlayanlar tarafından dahi, kimi itirazlarla karşılaşacaktır. Bu eşyanın tabiatı gereğidir. Konferans sunucularının, Vahap Coşkun da dahil, tam bir görüş birliği içinde demokratik federal devletten söz etmeleri ne kadar normal ise buna karşı çıkıp ‘demokratik tamam ama federal olmamalıdır’ diyenlerin olması da oldukça normaldir!

Ne var ki bunun Güney’den değil de teorik ve siyasal olarak kendisini hep ‘önde’ gören Kuzey’den gelmesi oldukça dikkat çekici ve garip bir durumdur. Düşünün ki devletleşmek üzere olan çoğulcu bir toplumun temsilcileri anlaştıkları prosedür üzerinde sizleri aydınlatıyor ama siz, olanları anlamak ve kendi adınıza ders çıkarmak yerine, henüz yürümeye bile çıkmadığınız yol hakkında ahkam kesiyorsunuz! Ne kadar önemsenirsiniz acaba? Kuşkusuz ‘düşünce özgürlüğü’ kapsamında her türlü fikir dile getirilebilir, bu düzeyde olmak üzere söz konusu arkadaşımızın da kendi düşüncelerini dile getirmsi gayet normaldir fakat Kürdistan’da yaşayan farklı etnisite ve inanç grubu temsilcilerinin yapmış oldukları bir ortak sözleşmeden sözedilirken ve bu anlaşma bizzat onlar tarafından Bağımsız Kürdistan’ın olmazsa olmazı derekesinde söz konusu edilirken sizin itirazınız ne anlama gelir acaba? Bu, açıkça, ‘öteki’lere, biz size, bugüne kadar şikayetçi olduğumuz muameleyi yapmak itiyoruz demek değil midir? Egemenliği altında bulunduğun devletten kendi adına bütün haklarının talipkarı olacaksın fakat birlikte yeni bir ülke kurmak üzere olduğun kesimlere, haklarının güvencesi anlamına gelecek ve barış içinde birlikte yaşamanın teminatı olacak idare biçimini kabul etmeyeceksin? Üstelik bunu onların gözlerinin içine baka baka yapacaksın?  Hadi ‘federal’i bir yana bırakalım, kendiniz için istediğinizi ötekinden sakınmanız ne oranda ‘demokratik’ olabilir? Mustarip olduğunuz yönetim tarzını ‘öteki’lere önermekle komik duruma düştüğünüzün farkında değil misiniz?

Gerçekçi olalım!

Sn. Coşkun’un da belirttiği gibi, kurulacak devlet uluslararası düzeyde tanınmak istiyorsa demokratik olmak zorundadır. Çağımızda dünya ile problemli devletlere baktığımızda temel sorunun demokrasi olduğunu görürüz. Federal olması ise sadece bir tercih ve reelin tanınması değildir, Kürdistani çeşitliliğin bir arada yaşamasını teminin ötesinde aynı zamanda Kürt ulusunun birliğinin sağlanması için oldukça gerekli bir yönetim modelidir. Kürdistanı dünyaya kabul ettirecek en önemli olgu demokrasi ise Kürdistan toplumunun ‘çeşitlilik içinde birliğini’ ve barış içinde yaşamasını sağlayacak olan federal yönetim biçimidir.

Dünya, kültürel olarak her gün daha çok ‘kaynaşıyor’ fakat bu, herhangi bir kültürün yok sayılması üzerinde değil, tam tersine her bir kültürün kendisini özgürce ifade ettiği bir formatta yeniden şekilleniyor. Giderek iç içe geçen dünyada Kürtlerin devlet olarak örgütlenmek istemesinin temel nedeni budur. Kürdistani kesimlerle tam hak eşitliği temelinde bir arada yaşamak istiyorsak bizi tanımalarını istemeden önce onları tanımak zorundayız. Çağdaş dünyada var olmanın bir diğer önemli şartı da budur.

Dahası, eğer gerçek anlamda ‘yeni’ bir toplum kuracaksak, çağdaş dünya değerlerini veri almalıyız. Günümüz dünyasında esas alınan, temel insan haklarının ne derecede önemsendiği, bir kişi olsa bile hak ve özgürlüklerinin ne oranda güvence altına alındığıdır. Kürt tabir ettiğimiz popülasyon kendi içinde oldukça renkli bir yelpaze oluşturmaktadır. Gerek kullanılan lehçeler ve gerekse inanç düzeyinde Kürt toplumu yeterince ‘demokratik’ ve ‘her bir kesimin kendi realitesi üzerinde yükselmesi’ adına yeterince ‘federal’ bir örgütlenmeyi gerektirmektedir. Ama bunun yanında federal bir örgütlenme, daha çok Kürdistani halk ve inanç gruplarının varlığını teminat altına almak için gerekmektedir.

Yeni bir toplum kurmak sürecinde olan Kuzey’deki hareketin, bir an önce, kendisini yönetenleri anımsatacak çağ dışı bütün düşünce ve yönetim modellerinden arınıp, dünya halklarının ortak değeri haline gelmiş demokratik süreçleri ve yönetim biçimlerini gündemine almasında sonsuz yarar var. İyi-kötü bir yol bulmuş Güney’e akıl vermek yerine deneyimlerinden yararlanmaya ve kendisi için makul bir yol bulmaya şimdiden başlamazsa daha çok başı ağrıyacaktır.

16.09.2017

 

Bu yazı toplam 1596 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2015 Rupela Nu | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.