• Diyarbakır 28 °C
  • Batman 29 °C
  • Şırnak 24 °C
  • Stockholm 18 °C
  • Van 20 °C
  • Mardin 32 °C

Bugün kürtler orta doğuda politikada yol göstericidir

Ali Buran

Bu gün uygar dünyada çözülmeyen sorunların başında, Kürtlerin Ulusal Demokratik hakları ve Ortadoğu’daki çağ dışı sistemler gelmektedir.

Birinci dünya savaşından (28 Temmuz 1914 -11 Kasım 1918) sonra Fransızlar ve İngilizler bölgeye müdahale ederek, cetvelle birçok devletçikler kurdular. Fransızlar Suriye’yi, İngilizler Irak’ı eğemenlik altına aldılar.  SYKES—PICOTE antlaşması ile Kürdistan işgal edildi. Sömürgeci devletlerin çizdikleri bu sınırların öncesinde, 1639 İran/Persler ve Osmanlı arasında KASRI –ŞİRİN anlaşması ile ikiye bölünen Kürdistan, Temmuz 1923 de Lozan da, bir kez daha sömürgeci güçler (Türkiye Suriye ve Irak arasında) tarafından paylaşıldı.

Konumuz dışında olmakla birlikte, kısaca özetlemekte yarar var ki, Fatih Mehmet 1453 İstanbul’u fethederken binlerce insanı öldürdü ve köleleştirdi. Yine Kanuni Süleyman Macaristan’a yaptığı on beş seferde 200 bin kişi öldürüp 100 bin kişiyi esir alarak Osmanlılaştırmıştır. İlginçtir ki bu gün 70 milyonluk Türkiye nüfusunda, kendilerini Türk olarak tanımlayan Arap, Sırp, Yunan, Boşnak, Kürt, Çerkez, Gürcü, Ermeni, Laz ve Arnavutları saymazsak, nüfusun %10’nu bile Türk değildir. Türklük adına halklara, özellikle Kürtlere bu acımasız yaşamı reva görenler çoğunlukla sonradan Türkleştirilen devşirmelerdir.

Bu nedenle günümüze kadar devam eden bu haksız bölüşüm ne Ortadoğu’ya ne de Kürtlere huzur ve barış getirmiştir. Kürtler Lozan’ın mağdurları olarak hiç bir zaman bu haksızlıkları kabullenmediler. 

Bugün gerçekten de bölgede yaşanan alt üst oluş ve değişimleri, Kürtler açısından tarihi bir fırsat olarak değerlendirmek lazım. Onun için Kürt örgütlerinin, yaşadıkları ülkelerdeki pozisyonlarını güçlendirmeye dönük çok hızlı ve akıllı bir politika izlemeleri gerekiyor.

Kürtler için en büyük güçlüm Arap, Acem ve Türk devletleri tarafından haksızca bölüşülmüş olmalarıdır. Dolayısıyla dört ülkeye dağılmış olmaları, zorunlu olarak her bölgedeki Kürtlerin gerek mücadele yol ve yöntemlerinde, gerekse pratikte farklılıklara yol açmaktadır. Örneğin bu gün  PAK gerçekten Kürt ve Kürdistan’ın içinde bulunduğu koşulara uygun kurulmuştur.

Ama gel gör ki, tüm bu gelişmelere rağmen, bugüne dek dünyayı yöneten güçler statükoyu değiştirmek istemediler. Bugün Ortadoğu’da Fas, Mısır, Libya, Bahreyn, Yemen’le başlayan ve adına Arap Baharı denilen gelişmelerin nedenlerden biri de bu haksızlıklardır. Yıllardır Kürtlerin, Iran, Suriye ve Türkiye ile başlayan direnişlerinin, özgürlük ve demokrasinin habercisi olacağı kesindir. Yeter ki Kürtler ulusal kurtuluş için ulusal birliklerini gerçekleştirebilsinler. Geçmişte Kürtler de çok farklı imkanları kendi lehlerine değişik nedenlerle kullanamadılar. Kürtler, Sovyetlerin çöküşüne kadar iki kutup arasında çok tarafgir oldular. Oysaki sorunun çözümü, gasp edilen Kürdistan ülkesidir. Kürt halkı, ülkesi Kürdistan’da servetlerin kırıntılarına bile sahip değiller. Bu gün IŞİD gibi çağ dışı kan emici ve bölge devletlerinin bir kısmı tarafından desteklenen bir örgütün Kürtlere saldırması ve Kürtlerin kıt imkanlarla ülkelerini koruması tarihi bir başarıdır.

Kürtler bu toz dumanlı ortamda çok akıllı ve bilinçli bir politika ile geçmişin olumsuzluklarını, pek ala Kürt ve Kürdistan çıkarlarına uygun, akılcı politikalarla tersine çevirebilirler. Gerçekten gerek Rojava’daki halk direnişi gerekse Güneydeki IŞİD belasına karşı Peşmerge direnişleri, dünya kamuoyunu başarılarından ötürü Kürtleri takdire yönlendirmiştir.

Doğaldır ki bugün sorunların çözümünde ülke ve halkların iç dinamikleri yanında, ABD ve AB gibi dünyada güç sahibi olan yapıların etkisi yadsınamaz. Çünkü öyle görülüyor ve anlaşılıyor ki bu gün uluslararası ilişki dünyanın enerji kaynaklarına göre şekilleniyor. ABD ve nispeten Rusya siyasal coğrafyalara egemen olmak için rekabet içindedirler. Bazıları diyorlar ki, ‘’Kürtler ABD güdümünde devlet kurmak istiyorlar’’. Peki sormak lazım, ‘’bugün dünya ABD’ye boyun eğerken, ABD’ye kafa tutmak Kürtlere mi kalmış?’’ Düne kadar kan emici Saddam, bu gün ise Arap Körfez ülkeleri ile Türkiye, ABD müttefiki değil midirler? Kürtler bu güne dek bu devletler tarafından hep kıskaç içine alınmadı mı?

 

Bölgede Türkiye, S. Arabistan ve Katar bir tarafta, Rusya, Çin, İran, Şii Irak vb. diğer tarafta yer almaktadır. Dün de bu gün de  Kürtler için çatışma merkezi olan Irak (Güney Kürdistan)’a bugün Suriye’de dahil edildi.

İnanıyorum ki Kürt halkı tüm bu badireleri onurlu bir birlik ile atlatacaktır. Dünya değişti, bölgemiz değişti Kürtler ise birkaç defa değişti.

Bundan böyle Kürtlerin yenilgiye asla tahammülü yoktur. Yanı başımızda birkaç milyonluk hatta birkaç yüz binlik devletler bağımsız olup, BM şemsiyesi altında dokunulmazlıkları varken, 580,000 km2 alan ile 45 Milyon Kürt halen ülkelerinde modern anlamda kiracı statüsünde bile değiller. Böylesi bir ülkede doğan her Kürt çocuğu hem geçmişini sorguluyacak hem de devletsiz olmanın ezikliğini yaşayacaktır. 

Bizlere düşen görev bundan böyle yaşamakta olan ve doğacak çocuklarımızı devletsiz bırakmamaktır. Her kim ki kendi çıkarlarını Kürt ve Kürdistan çıkarlarının üzerinde tutuyorsa  tarih önünde hesap verecektir. Bu anlamda bu gün Kürtler için birkaç değişik yol yöntem vardır. Öncellikle kendi iç dinamiklerini güçlendirip, birlikçi projeler üretip Kürt halkına sunmak, diğeri ise doğacak boşlukta, geçmişteki gibi ABD ve İsrail’i karşımıza almamaktır. Unutmayalım ki Ortadoğu’da bu gün dört parçada en örgütlü ve dinamik güç Kürtlerdir. Onun için Sömürgeci devletler 1639’dan beri Kürdistan’ı yazboz tahtası gibi kullanıp BRAKUJİ yaratıp Kürtlerin kazanımlarını yok etmişlerdir. 

Ortadoğu tarihinde tüm olumsuzluklara rağmen, Kürtler ulusal direniş göstermekte asla pes etmemişlerdir.

Bu anlamda Kürdü ve Kürdistan’ı inkar  eden politikalar, ihanetler ve hilelerle hiç bir çözüm başarıya ulaşamaz. Kürtler birlikte yaşadığı hiçbir halka ihanet etmemişlerdir. Onun için de artık Kürtlerin birlikte yaşadığı halklardan, ihanet görmeye tahammülleri yoktur.

Bunu tersine çevirmek birikimli, tecrübeli ve genç, dinamik kadroların çalışmaları ile mümkün. Bilinmeli ki Kürtler artık etkilenen, nasihat alan değil, nasihat eden, yol -yordam gösteren savaş, siyaset, diplomasi bilen güçlerdir. Kürdistan ve diasporada birikimli, deneyimli, teori ve pratiğiyle kabul görmüş onlarca önderlik yapacak kadroya sahibiz. İnsanlarımız çok kolay yetişemiyor, bu yeteneği sahip her insanımızın atıl duruma düşmesi Kürt ve Kürdistan için birer kayıptır. Yakın tarihe  dek mevcut yapılar/örgütlülükler Kürt, Kürdistan sorununun çözümüne ve yol yordam üretilmesine cevap vermediler. Var olan örgütlüklerin PKK hariç  çoğu arasında temel konularda eskisi gibi derin görüş ayrılıkları artık yoktur. Bu anlamda bağımsızlıkçı  düşünen tüm Kürdistanlı kadrolar, çok sağlıklı bir çalışıma ve yeni bir anlayışla PAK gibi, Kürtlerin birliğini hedefleyerek, birlikte çalışarak, yeni projeler üretmekle, ancak geçmiş süreci telafi edebilirler. Sonuç olarak Kürtlerin devlet hakkı dahil tüm hakları gasp edilmiştir. Kimilerinin dile getirdiği ‘’biz bağımsız devlet, federasyon istemiyoruz’’ yaklaşımı doğru değildir. Her halk gibi Kürtlerin de kendi kaderlerini belirleme hakkı vardır ve bu hakta ısrar edilmelidir. 20.12.2016

 

Bu yazı toplam 965 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2015 Rupela Nu | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.