• Diyarbakır 28 °C
  • Batman 29 °C
  • Şırnak 24 °C
  • Stockholm 18 °C
  • Van 20 °C
  • Mardin 32 °C

Akilli Siyaset Döğümü Çözer!

Şeyhmus Özzengin

14.10.2017 tarihinde „Bloomberg internet sitesi",  Kurdistan başkanı birêz Barzanî'ye verilmek üzere bir mektup servis etti. Rûpela Nû adlı sitede „ABD Siyaseti ve Kurdistan" adlı makalemde bu konuda değinmiştim. Mektup; Kurdistan'ın bağımsızlık referandumun ertelemesini istiyordu. Dört madde altında bu talep Kurdistan yetkililerine iletiliyordu. Mektup resmi değildi. Ama bilinçli ve hesaplı bir elden basına servis edilmişti. Bütün maddelerin bir tek talepte birleştiği ve referandumun, Irak'ın 2018'de yapılacak seçimler sonrasına bırakılmasını amaçliyordu. Mektup; „bu seçimlerin ardından hükümet kurulurken olumlu bir nüfuz kullanmanızı bekliyoruz." Diyerek, direkt Kurdistan başkanı sayin Mesud Barzani'den destek talep ediyordu.

Talep şuydu:

„Dördüncüsü, sizin, 2018'deki genel seçimlere katılım da dahil Başbakan Abadi liderliğindeki mevcut Irak hükümetiyle işbirliği çabalarınızı sürdürmenizi, bu seçimlerin ardından hükümet kurulurken olumlu bir nüfuz kullanmanızı bekliyoruz. Sizin devlet adamlığınız ve liderliğiniz, DAİŞ sonrası bu dönemde bütün bölge için hayati önem taşıyacaktır."

Referandum sürecinde ABD yönetiminde kopan fırtınalar ve oluşan panik; Abadi iktidarı'nı kaybetme korkusu üzerinde şekillendiği ortaya çıkiyor. İran'nın, Irak'taki varlığı ve gücü ciddi şekilde ABD'yi paniğe sevkeden bir durum. Kopan fırtınalar ve kurdlere yönelik yapılan presin de nedenı olarak önümüze çikiyor. Ama bu süreçte ABD, bir gerçeği kabul etmiyordu: Gerçek şu; İran Irak'ı büyük oranda ele geçirmiş durumda. Dolayisiyle Abadi grubu (Mukteda El Sadr, Amar El-Hakim)nun kazanması için Kurdistan başkanı Mesut Barzanî ve PDK'den yardım talep ediyordu. Oysa Irak'da Haşdi Şabî adı altında oluşan 120 bin kişilik ordu da gruplara göre mezhep savaşına mevzilenmiş durumda.

ABD, Irak üzerinde Haşdi Şabi - İran'ın etkisi ve sonuçlarını burnun ucu ile bakma lüksünü kullanamayacak kadar tehlikeli bir durum.

Abadi'nin karşısında yer alan diğer grup ise; İran'nın desteklediği Nurî El-Malıki,(Qays El_Hazali, Irak Parlemento Başkanı Selim Ceburi ve YNK içindeki İhanetçi -Talabani ailesi ve çevresi-) kesim.

Bu her iki Şii grubun da elinde şiist silahlı güçler var. Bu şiist silahlı güçler, hem siyasi ve hem de askeri anlamda büyük oranda İran güdümlü bir desteğe ve mevzilenmeye sahipler. Etkindirler.  Haşdi Şabi, Irak'ta İran tarafından finanse ediliyorlar. İran'nın „Pasdaran türü" bir askeri yapılanması.

ABD, Irak parlementosu; bu silahlı terör grupları Federal İrak Devlet ordusuna dahil ederken ve Irak parlementosundaki, PDK dışındaki Kurd milletwekillerin de bu kararı desteklemeleri ne anlama geldiğini o zaman görmedı mı?

Bu açıkça İran'nın İrak'ı ele geçirme hamlesiydi. Yani Nurî El-Malıki, Qays El_Hazali, Irak Parlemento Başkanı Selim Ceburi ve YNK içindeki İhanetçi -Talabani ailesi ve çevresi- hamlesiydi. PDK'nin bütün uyarılarına rağmen, Haşdî Şabi resmi orduya dahil edilmişti.

Irak Parlementosu ve Irak Seçim Kurumu „Haşdi Şabi silahlı gruplarının seçim dışında tutma" çabasına karşı; bu şiist silahlı güçlerin kesin hatlariyla „hayir, kabul edilemez..biz seçime katılacağız. Biz hem siyasi ve hem de askeri gücüz" demeleri üzerine, her iki kurum da geri adım attı. Bu Haşdi Şabi denilen şiist yapılanmanın ne kadar güçlü olduğunu ve seçimin kaderini belirleyeceğinin göstergesiydi.

 Peki ABD, 16.10.2017 gecesine kadar bu durumu bilmiyor muydu? Bilmediği kanısında değilim. Statukocu siyaset gereği; Irak'ın birliğini kolama ve çıkarlarını Abadi grubuyla koruma hesapları nedeniyle, gelen tehlike gözden kaçiyordu.Ya da bilinçli bir yolverme vardı!

Peki ABD, yeni duruma karşı nasıl bir siyaset izleyecek?

Durum öyle gösteriyor ki bu gruplardan hangisi kazanırsa; Seçim propagandası başlar başlamaz, ortalık karışacak ve kan gövdeyi götürecek. Şii-Şii savaşı başlayacak. Zaten Suni kesim iğdış edilmiş durumda!

ABD'nin: başta bağımsız Kurdistan projesine „dur, şimdi sırası değil"(!) türünden duruşu; Kerkuk ve çevresinin, Kurd ihanetçilerin (Talabani ailesi ve çevresi) eliyle Haşdi Şabi'nin ağırlıklı Nuri El- Malıki silahlı gruplarına teslim edilmesi ve kurdlerarası bir iç savaşın başlatma girişiminin başarısızlıkla sonuçlanması ardından; İran'ın bölgede ne kadar etkin olduğunu da görmesi gerekiyordu. Bence bu, Kerkuk'te kurdlerarası bir içsavaşa izin vermemekle sağlandı. Bu Kurd bağımsızlıkçi cephenin elini güçlendirdi. Kurdistan kalbı Kerkuk şehrini ihanetle Düşmana teslim edilmesi, bir kırılma olarak görüldü ise de; aslında geleceğin bağımsız Kurdistan'ı için bir ilkin çok başarılı ve aklıselim ellerin sayesinde önemli bir hamle olduğu gerçeğini suyüzüne çıkardı.

Devletlerarası ilişkilerde sevme, dost olma diye bir şey yoktur. Siyaset alanı duygunun olmadığı bir alan. 01.11.2017'de Beyaz Saray'ın bahçesinde basın açıklaması yapan Amerikan Kongresi'nin altı üyesi bir gerçeğe parmak basiyordu. Ama bunu Kurdleri sevdikleri için değil, Amarikan çıkarları için yapiyordu. „Ameriman çıkarları, İran'a ve şie tehdidine karşı Kurdlere sahip çikmak ve desteklemekten geçer"(!) diyorlardı. Yani Amerikan çıkarları Kurdlerin devletleşmesinden yana bir sürece evrimleşmiş, bu gerçeği görmemiz için gerekli fişeği atiyorlardı. Bunu yaparken Irak'ta ve bölgede İran şie etkisinin ne denli tehlikeli bir boyuta geldiğini işaret ederek yapiyorlardı.

Öyleyse, bu Kurdler için bölgede ne anlama geliyor?

Irak seçimlerinde hangi kanat kazanırsa kazansın; sonu yoğun bir şii-şii savaşın kapıda olduğunu ve ABD'nin rizoko yapma şansının olmadığını, dostlarını yalnız bırakmaması gerektiğini söylüyordu. Bu önemli bir gelişme ve önümüzdeki günlerde daha net belirtilerini göreceğiz.

En önemli belirtilerinden biri: referandumda „red" pozisyonundan, „dondurmayı kabul" pozisyonuna geçen Amerika; önümüzdeki dönemde „bağımsızlığa evet" konumuna geçmesi neden olmasın?

İhanet çetesinin „Kerkuk, Halepçe ve Süleymaniye'de yeni bir otonom bölge" talebini Abadi'ye redettiren Amerika olduğunu düşünürsek; bunun daha güçlü bir veri olduğunun sonucunu da görürüz.

Kurdlere düşen görev ne?

Bugün itibari ile (02.11.2017) aldığım düğümlere göre; YNK üst düzey komutanların tümü Peşmerge kak Mesut Barzani komutasında merkezi bir ordu nizamina geçtikleri ve Kak Mesut dışında hiç kimseden emir ve talimat almayacakları doğrultusunda merkezi ordunun inşasına geçildiği yönünde. Yapılması gereken ilk adım bu.

Askeri kanat bu başarıli adımı atarken, hükumet ve siyasi kanat; kesinlikle Irak seçimleri batağına yanaşmamaları, ondan uzak durmayı ve siyasi olarak, diplomatik olarak mevzilerin korunması ve geliştirilmesi, bir içsavaşa karşı tedbirli olması ve ulusal bağımsızlıkçı cephenin kitlesel desteğini sürekli canlı tutma yönünde çaba harcaması gerekiyor. Askeri alandaki başarı bu sivil siyaset ve yönetim alanında da iyi beslenirse, gelecek bağımsız Kurdistan'nın ilan edilmemesi için bir neden yoktur. Bu yönde hafızam çok net. Santranç hamlesinin kurdlere geçtiğini ve bütün ihtimallerin doğru yapılacak hamleye bağlı olduğunu gösteriyor.

Kurdleri; İran karşıtı güçlerle ortak bir paydada birleştiren çok neden var. Ama Irak ve İran şie tehlikesi ile birleşen Kurd ihanet çemberinin geleceğini tayin eden yine ihanet olmaktan başka bir bir sebep görmüyorum!.

03.11.2017

 

Bu yazı toplam 1589 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2015 Rupela Nu | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.